BEYKONAK Eğitim ve Kültür Vakfı -Ilgın/KONYA
  Beykonak Konulu Kültür-Sanat
 

 

                                                     

 

 

MUTLULUĞUN GÜLÜŞÜ
 
 
 
TOPRAK DÖLLENİR GÖKLER GÜLER
EMEK
KIR YILANI OLUR VURGUNU TALANI DELER GEÇER
CANEVİNDEN
YEDİ GEÇMİŞİNE ZEHRİ
AKITIR YİĞİDİM AKITIR
ZAMAN O ZAMAN
BEBELER GÜLER
NİNELER GÜLER
 
 
US DOĞRUYA KESER AÇAR AKLI GÖKLÜ GÜLLER
DENİZ KIZILA ÇALAR
SÖMÜRGEN PARANIN KOYNUNDA CİLVELEŞİRKEN
HALKIM BULUT BULUT YAĞAR
YAĞAR BE YİĞİDİM YAĞAR
GÜN OGÜNDÜR
ÇİÇEKLER GÜLER
YILDIZLAR GÜLER
 
AYDINLIK BİR ATEŞ TOPUDUR HAİNLİKTE
AYDINLIK BİR SEVDADIR BİRLİKTE YİĞİTLİKTE
 
                                                         Dündar Aydoğdu


 
YÜRÜYÜŞ
 
BİN DOKUZ YÜZ KIRK DOKUZDU YIL
BİR GÜZ GECESİNDE YILDIZLAR EL EDERKEN YERYÜZÜNE
GÖKYÜZÜYLE BULUŞMAK İÇİN ÜÇ İNSAN DAMLASI AKTI UMUDA KİLİTLENEREK
CADILARI EZEREK KORKULARI YENEREK
BIR IŞIĞA DOĞRU YÜRÜDÜLER TOROSLARDA YALAZLANAN
KIPIR KIPIR KÖYLERE DOKUNARAK ÖPEREK ŞAFAĞIN DUDAKLARINI YÜRÜDÜLER
 
NUR TOPU GİBİ KÖYLÜLÜK YÜREĞE İŞLERKEN
YILDIZLAR DÖKÜLÜYORDU GÖZLERİNE İPİL İPİL
GÜNEŞİ YAKALAMAKTI MURATLARI KARANLIĞIN GİZİNE DALARAK
YAZGILARINI DELEREK KURTULMAKTI ENGEREK YILANI GİBİ DÜZENİN ALTINA GİREREK
ÜLKÜ DAĞINA DOĞRU YÜRÜDÜLER YARLARDAN DAĞLARDAN UÇARAK GEÇMİŞTEN GELECEĞE İNANÇLA YÜRÜDÜLER
 
ÜÇÜNCÜ MEVKİ BİLETİYLE KAPTANLIĞA GÖZ DİKEREK
EĞRİ ŞAPKALARI KAZMA GİBİ YÜREKLERİYLE YÜRÜDÜLER
HA BABAM YÜRÜDÜLER                                                                                                         
 
 
                                                                   Dündar Aydoğdu
                                                             
                                                                Abece dergisi Ocak 2006

 **************************
                    



BEYKONAK'LI OZAN HARUN YİĞİT
ALMANYA'DA YAŞAMAKTADIR

YİRCE ŞENLİĞİ

 

    Daha başlamadan Yirce şenliği
    Günler önce yeri kapan kapana
         Koca dağda sanki yer yokmuş gibi
Bakın birbirine çatan çatana

Akın etti şehir, köyü, bucağı
   Bugün Yirce'mizin doldu kucağı
  Kuruldu mangallar yandı ocağı
  Sıra sıra yemek yapan yapana

    Herkez ısmarlamış tavuk kanadı
 Karpuzla ayranla sofra donadı
Şehirli kendini burda denedi
     Yürürken belinden kopan kopan

Aman ateş çıkarmayın koruda
Kesilmesin güzel şenlik yarıda
Yıllar sonra buluşuldu burada
    Kucaklayıp dostun öpen öpene

  Evde kaldı bugün inek buzağı
Kömür geldi unutuldu tezeği
 Nineler teyzeler toplar kozağı
   Çalıdan çamlara sapan sapana

  Kaynanalar hizmet eder geline
Kayınpeder su döküyor eline
Oynak hava düşüverdi diline
    Elde kaşık horon tepen tepene


      Karşımızda durur devlet erkanı
        Sen sen ol ki kapmasınlar yakanı
Yiğt fazla karıştırma mekanı
          Gölgeyi görünce yatan yatana... 

Harun Yiğit
26.06.2005, Beykonak
**********************************************

  
ÖYKÜ
 
 
                                              YILDIZ ATLAMASI
 
                                                                                               Dündar AYDOĞDU
 
                  Akşamın soğuğu erken morardı bu gün.Emine odasına çekildi. Heyecanından üşüdüğünün  ayırımında değildi..Pencereyi kapadı,köşedeki yün minderin üzerine attı kendini.Rahatlayınca hafifçe titredi,ellerini koynuna sokarak ısınmaya çalıştı. .Akşamın bu ilk saatlerinde her bir organını bir yerlere bırakmış gibiydi.Duyarlı duyu merkezleri  varlığını ele geçirmiş ,bilincinin  kıyısına yanaştırmıyordu onu. Topuğundan baldırına doğru yürüyen yakıcı bir kımıltıyla ürperdi,hemen şalvarının uçkurunu çözdü,bacaklarını dalayan yakarcayı buldu,parmak arasında ezdi.Yüklükle dolap arasına sıkıştırdığı bohçasını getirdi ortaya. Düğümlerini çözdü,özenle katlayıp yerleştirdiği çeyiz eşyalarına göz gezdirdi.Heyecanı
biraz yatışmış gibiydi.Pencerenin bir yanını tümüyle kapatan  küpeli çiçeğinin salkımları hoş görünüyordu,gitti ,elerliye dokundu ,pembe rengini okşadı.Ayrılığın hüznünü duyumsatmak istiyordu çiçeklere.Önemli olan, dilinin ucundaki babası ve ağabeyiydi.Onlar aklına düştüğü her an ,kader hangi bilinmezin tuzağında ağlarını benim için örüyor ? diye kaygılanıyordu. Babasının kaşlarının çatıldığını bakışlarının sertleştiğini biricik kızı tarafından can evinden vurulduğunu görür gibi oldu bu kez..Görüntünün korkunçluğu ,damarlarına daralttı ateşi yükseldi..Gücü ve cesareti  sıfırlandı,İlk kez, yaşamın anlamı ,yok oluşun soğuk yüzü düşündürdü onu.Mutluluğun ve sevincin .bayrağı el değiştiriyordu bu gece.Kendi kendine “Hayır hayır…”dedi Emine.”Ben bu karara varmak için tüm değişkenleri bir bir yerine koymadım mı ? O zaman olumsuzluklara teslimiyet niye ?.Yılgınlığı bırak.”İçin için güçlendi,.gözlerinde bir sevinç şelalesi oluştu. Boşu boşuna tehlikeli biçimde savruluşuna bir anlam veremedi.Pencere görüntüsünü kapatan erik dallarının sallanışına dikti gözlerini. Eriklerle adeta yarışan böğürtlenler bir deve kervanı gibi bahçe sınırını baştan başa sarmışlardı.Onların önündeki geniş alanda boy atan kendirlerle mısırlar hasat edildiğinden, boş alanlar, beceriksiz elden çıkma pantolon yaması gibi duruyordu.
.                   Pancar söküm işinden yorgun dönen aile çalışanları akşamdan ölü gibi yatmışlardı.Uykunun selam dahi vermediği tek  kişi Emine idi..O, bu gece bir ömre hükmedecek kitabının önemli sayfalarını yazmaya hazırlanıyordu.Bu nedenle bazen panikleyerek bazen de  duygusallaşarak atacağı adımın heyecanını yaşıyordu.Sıkıntısı doruk noktalara vardığında da rahatlamak için ayrıntılara sarılıyor,önemsiz unsurların altını üstünü eşeliyordu.
                     Bohça ile birlikte götüreceği plastik torba yanı başında duruyordu. Ona uzandı,en  üstte iğreti duran peynir çıkını düştü yere.Onu yeniden torbasına yerleştirirken hafiften gülümsedi.Elini  torbanın içine soktu..Çörek çıkını geldi eline bu kez..Bir bir saydı çörekleri, kaç öğün ve kaç gün yeteceğini hesapladı.Üç gün.”Törezlerin Yaylaya ya da ata dede dostu Gökçeyurt’lu Sağırın Uşağına sığınırsak, çok bile gelir bu azık” diye aklından geçirdi..”Taşkızakların İmindudu ile Üçpınarın Ali , Karasevinç’te on beş gün  geceli gündüzlü saklandıktan sonra oğlan tarafı da kız tarafı da  yumuşamış;.ana babalar el sıkışıp evlendirmişler kızla oğlanı”.Bu anımsama içine bal şerbeti gibi şıp diye düştü.Önünü kapatan dikenli teller yok oldu.Kafası çalıştı:”Zor ,dayattığında sevdiğine kaçmak ne ayıptır ne de suçtur, bir haktır.Namusu ve vicdanı kirletmeyen aşıkların kusurları  gün gelir  bağışlanır” yargısına vardı.Yakın akrabalarından beş kişinin kaç göçle evlenmeleri bu düşüncesine gerekçe oldu.
                    Duygu telleri gevşeyince gecesini çevreleyen ayrıntıları daha iyi  algılamaya başladı.Mahalleyi çevreleyen yeşilliğin üstüne ,eski koru ,yıkılmış gibi görünüyordu.Çam dallarına doğru eğilen yıldızlardan koruluğun derinliğine ışıltılar dökülüyordu.Emine soluğunu keserek dalların uyul uyul ırgalandığını ,gedavetın hafiften  uğuldadığını algıladı.Yaşlı pelitlerle ulu çamların  yer yer kapattığı ufukta, görünüp görünüp kaybolan yassı tepeler, kocamış manda gibi soluyup duruyorlardı..
                     Gecenin büyülü görüntüsü, Emine’yeUtkum’a olan sevgisini azdırdı .Gecenin saat dördü ,evrenin öte ucu kadar uzak görünüyordu .Kendi kendine söylenmeye başladı.Başını soktuğu her kovukta barınamadı,daraldı , kendini bir başka kovuğa attı.Salt ışıyan bir aydınlık görebilmek için….Yıldız Tepesine yanlamasına yaslanmış Didiği Sultan Türbesi ,bakır kaplamalı kubbesiyle karanlığın üstüne bir tas gibi oturuyor,dairevi  bir sınır çiziyordu.Emine, bu kez Didiği ile oyalanmaya çalıştı.Çocukluğunda ,dedesinin anlattığı Didiği Sultan rivayetlerinden çok etkilenmiş Yesevi müridinin  tanrısal yetisine inanmıştı. Çocukluğu tuttu yine.Dar gününde onun koruyuculuğuna sığınmayı  düşledi.Dudakları aralandı,“ Bana yardım et ey ulu bilge” diye yakardı,adak adadı. Anne annesinin on yıl çocuk yapamadığını ,Didiği Sultan Tekkesinde satıldıktan sonra ancak anne olduğunu,bu nedenle doğan çocuğa  Satı adının verildiği bilgisini anımsadı.
                         Ayağa kalktı pencere önüne geldi, karanlığı,karaltıları,gökyüzünü,ufku seyretmek iyisine geliyordu..Gezelediği düş ve düşünceler zamanı dolduruyor onu eğlendiriyordu.Pencere kapı dolaştı durdu.Belinde sokulu iken kurtulup yerlere dökülen şalvarının önünü topladı,ucunu getirip beline soktu.Bohçadan yeni çorap çıkardı, eskisiyle ikinci ayağını değiştirirken.önünü kaplayan böğürtlen karaltılarının sallandığını .algılar gibi oldu ,çorabı bıraktı,cama yapıştı.Dallar yumak yumak ve  kıpırtısızdı.Yanılmıştı.Daha üç saat vardı Utkum’un gelmesine.Olduğu yere çöktü.Halı yastığı düzeltti ,dirseğini dayadı,ince yuvarlak bileğini saran gümüş bilezik çıktı ortaya.Onu geriye doğru itip koluna oturttu.Her pencere önüne gelişinde gecenin bir farklı görüntüsü ona güç kuvvet veriyordu.Şimdi de içi ışıltılarla doldu.Cesaret burgacı varlığını silkeledi .Yaşamı silahlanarak karşılamaya hazır olduğunu anladı.”Durup durup kendini suçlamanın,kendini yanlışlar boğuntusuna teslim etmenin, soy batıran durumuna düşmenin,ayıplanmanın mutsuzluk için gereği yoktur.” diye düşündü.Duygusallığın çemberini böylece yırttı..”Umurum değildir, bir gladyatör gibi silahlanıp hazırlandım Utkum”la bir olayım, yeryüzünü yeniden yaratır yeniden kurarım” iddiasında bulundu.”Bir köylü kızının başkaldırışı tsunami gibi etkilidir,hele bir de  mayası aşkla yoğrulmuşsa yargılama boşunadır.Kırlı’nın Emine kaçmış derler.Desinler.Gün gelir  uçuklayan dudaklar ısırılmaya başlanır.Her şey yeniden yazılır.Zamana güvenilmelidir, zaman çözümün panzehiridir.”
                        Emine,düşünce girdaplarına battı battı çıktı, yoruldu.Koruluğun hışırtısı ile kendine gelebildi.Bir uyukuşu  arka arkaya üç kez öttü.Adam oturuşlu bu kuş, uğursuz sayıldığı için lanetler yağdırdı.ona..Keyfi kaçtı ,oyalı mor çemberinin ucunu dişleri arasına aldı.Hafif küflü sandık kokusunu sinmişti çembere,onu içine çekti.Hoş kokuydu.Bohça asifinik kokarken bu kokunun oluşumuna şaştı. Gözünü tekrar bohçasına dikti.”Bu benim gelinlik çeyizim,anamın hazırladığı üçüncü bohça. İlk ikisi ablalarım için hazırlanmıştı.Bu bohçalar davullu zurnalı gelin arabasına atıldı, ya benim ki?”diye sordu kendi kendine. Emine ,nisan bir başlamıştı tarla tarla çalışmaya. İlk baştan haşhaş çapası,arkasından pancar,pancar çapasından sonra harman,şimdi de pancar sökümü…Yaz güneşi sırtından geçti .Hiç birini yüksünmedi.Beklentisinin gerçekleşeceğini aile büyüklerinin he diyeceğini telli duvaklı gelin olacağını ince duyumlarla sezmiş görünüyordu.İçinde filizlenen bu umut dalga dalga büyüdü,rüyalarına girdi.Ekim ayında hızla gelişen olaylar yanılgısını ortaya çıkardı.Sonucu içine sindiremedi,kararını verdi.”Davullu zurnalı gelin arabasına atılmıştı ablalarımın  bohçaları.Benim bohçamı atamayacaklar… Gecesinde kına yakamayacak, gündüzünde dualarla ,ağıtlarla ,sarılarak gelin arabasına bindiremeyecekler “diye aile büyüklerine öfkesini kustu.”Günah benden gitti.Utkum, üzerinize düşürmedik hacı hoca bırakmadı,dünürler öldü öldü dirildi , eşiğiniz aşındı da heee denmedi..Dağlar dereler baş eğdi de bir siz eğilmediniz.Ucunda katillik yok ,kan yok,ırz yok ne olmuş, yaylada avratlar çekişti,köpekler boğuştu da kıyamet mi koptu.Garagasben haksızlık ettiniz bana ,gözlerime bir kerre baksaydınız ya! “Göğsündü,gözleri doldu, içi daraldı.
                          Bir ay kadar önceydi, haşhaş kırımından  dönmüşlerdi.Yemek sofrasını kaldırır kaldırmaz afyon yutmuş gibi derin uykuya dalmışlardı. Emine.Korkunç bir rüyadan kan ter içinde uyandı.Zangır zangır titriyordu.Bir cesaretle oturumuna geldi, öylece kala kaldı,ayağa kalkamadı.Rüyası  bir çocukluk anısıyla tıpa tıp örtüşüyordu.İpekler içinde uyurken pencereden yatağı üzerine el ayası büyüklüğünde bir ışık yumağı düşmüş,yumağa dokunduğunda da ışık, ateşe dönüşmüş,her taraf alev alev yanmaya başlayınca çığlık çığlığa uyanıvermişti.On üç yaşlarında, yüzüne tutulan ayna olayı da belleğinde iz bırakan rüya gibi benzer bir olaydı..Hızır adlı komşu çocuğunun bostan tarlasında yaptığı bu şeytanlık ilk kez kadınlık duygularını ayağa kaldırmıştı.O günü unutamadı.
                       Dışarıyı daha iyi görebilmek umuduyla lambayı söndürdü. Çardak lambası yanıyordu.Etrafı kolaçan etme geçti içinden.Kapıya yaklaştı ,kapıyı  açmaya cesaret edemedi.Babasının çardağa yan gelip uzandığını düşündü,doğru düşünmüştü kapıya yaklaşırken boğuntulu bir öksürük sesi babasının çardakta bulunduğunun  kanıtlıyordu.Geri döndü.Ne yapacağını bilemeden odanın içinde dönmeye başladı.                                                                                                                                                  
                        Bir gün önce Üç Söğütlerde  buluşmuşlar aralarında parolayı  kararlaştırmışlardı..Yanıp sönen üç ışık..Saat daha erkendi ama ,yine de cama yansıyan birkaç ışık onu heyecanlandırdı..Saat tiktakları akşamdan buyana top mermisi gibi duvarı dövüyor ama hedefi tutturamıyordu.Dayanamadı,bir şeytanlık geldi akına..”Bohçamı kapıp Utkum’a ben gitsem ya” . Vazgeçti.”Erkeğin yanında yükünü aşağı yığmanın zamanı değil .Elim her zaman onun elinin üstünde kalmalı .Dünyanın bin türlü hali var ,bekle, o gelsin.Ğün gelir kaçtın geldin diye başa kakıç olur, görümcelerin diline düşer el alemi keşe güldürürüm”  diye düşündü.Düşüncesini kendi de beğendi.Çemberinin oyasını önüne doğru getirdi,duvara doğru adımladı.Aynanın önünden geçerken durdu ,yüzünü dikkatlice süzdü.Yana döndü,başını kaldırdı,gülümsedi,ciddileşti,dudaklarını araladı,dolgun dudakları ön dişleriyle birlikte mücevher kutusu gibi görünüyordu.Babasının pancar parasında aldığı sallamalı küpeyi düzeltti,ninesinden kalma turkuaz taşlı yüzükle küpeler yan yana gelince birlikte renk uyumu yarattılar.Her iki takıyı kınalı ince parmaklarıyla bir kez daha oynadı .Ayna arkasından uçan bir kelebek yalpalayarak ışığa doğru uçtu.Tam bu sırada Medetlerin iki davar köpeği sokağı öyle bir sardı ki Emine aynaya çarparak pencereye koştu, yüzünü cama yapıştırdı.Yukarı Mahalleden Tömez Nuri ,kaçak odun yüklü  iki eşeğini dehleyerek karanlık yan sokağa girdi.Derin bir ohhh çekti Tepkisinin kahırdan mı sevinçten mi olduğunu bilemedi.Gökyüzü biraz daha alçalmış görünüyordu pencereden. Yanıp sönen yıldız aralarından peydahlanan bir bulut kümesi karpuz dilimi görünüşlü Ay’ı gölgeleyerek kuzeye doğru akıp gidiyordu.. Gözlerini kıstı boşluğa uzun uzun baktı..Bu görüntü Utkum’la yaşadığı ama kilitleyip sakladığı  bir anıyı tüm coşkusuyla yeniden yaşattı. Bıldır, bostan bozumunda Keklik Pınarında Utkum’la buluşmuş cinselliğini ilk kez yaşamıştı.Utkum’un kerpeten gibi saran kolları arasında eriyip akmış,kasıkları ile beyni arasında kurulan  haz tünelinden enginlere doğru uçmuştu.Bu sahneyi adeta yeniden yaşadı.Silkinerek kendine geldiğinde, vücudunu, sevişmenin çılgınlığı ve arzusu ile dolu buldu.
               Emine,saat dörde doğru çıldırmış gibiydi.Saatin yelkovanı dörtnala koşuyordu..Kalp atışlarını duyuyor,göğsü inip kalkıyordu.Kendini kontrol etmeye çalıştı.Eylemi kaygının tuzağına düşmeden başarmalıyım diye düşündü.İki sülale arasında var olan soğukluk, kavgaya dönüşürse ben bu yükün altından kalkamam yargısı onu telaşlandırdı. Kararsızlık duygusunu bastırarak bir bohçasının başına ,bir pencereye koştu.Utkum ,bahçe duvarı ile koca cevizin gövdesi arasındaki karanlık bölgede dikiliyordu.Cep feneri üç kez yanıp söndü.Emine ,ışık huzmesinin pencere camındaki aydınlığına tutundu.Bohça ve torbasını kapıp kapıya koştu, kapıyı kıynaştırdı,babasını sedire yaslanmış uyuklar durumda gördü.Geri çekildi, kapıyı usulca kapattı.Kanının çekildiğini, beyninin donduğunu hissetti.Ne yapacaktı, nasıl ,nerden çıkacaktı.Pencereden Utkum’u aradı,onu avlu kapısında bekler gördü.Çabuk olmasını işaretlerle anlatmaya çalışıyordu. Çardak yoluyla avluya inmenin olanağı yoktu,babası şıp diye uyanırdı.Duraksamadan pencere kanatlarını açtı,bohça ve yiyecek torbasını tek tek ön damına attı.Sonra kendini dışarı alarak güüürp diye atladı ön damına.Utkum,Emine’nin eylemini korku ile, şaşkınlıkla izliyordu.
                           Köyün öte ucundan kesik kesik uluyan bir köpek. nazlanarak esen  gedavet Emine’yi durdurmadı.
                         Emine ön damın çelenine geldi,hayalet gibi dikildi,Utkum geri çekilmesi için çırpınıyordu. Utkum’un dudaklarında eriterek haykırdığı sözcükleri duymadı,el kol hareketlerini algılamadı,çelenden uzaklaşmadı.Önce yol emanetlerini aşağı fırlattı. Utkum’u yıldızlara doğru uzanır gördü. Çardaktan ayaklarına düşen bir ışıkla hareketlendi. Işınlanmıştı.İnce vücudunu saran yünbasma şalvarı,göğüslerini sıkan carse entarisi hayali telli  duvakla uyumlandı Nur topuna dönüşmüş vücudunu  kırlangıç süzülüşüyle boşluğa bıraktı.Kollarını açmış yıldızlar arasına karışırken Utkum’la kucaklaşmaya uçuyordu.
                     Ceviz ve servi ağaçlarının kuytusuna konumlanmış iki katlı ev, Konaklı’da Kırlıların evidir..Evin sessizliği, dört kasım gecesi, saat tam dörtte, tam ortasından kanadı. Koşuşmalar,ağıtlar, azgın sel gibi  duvara,toprağa,gökyüzüne,yıldızlara ,karanlığa vura vura yankılandı.Sarı yapraklarla örtülü toprağın kabartısında genç bir kız yatıyordu.Gittikçe İncelen sesi, solan nefesi ,başında ağlayan Utkum’u  gözyaşlarına boğuyordu.              
 


*************************************

 




 

            *******************

                     


 
 
 

                ////////////////////////////////////////////

                           

 
  1.12.2007 Tarihinden 36320 ziyaretçi (84874 klik) kişi burdaydı!
ETKİNLİKLERE KATKI VEREN KİŞİ VE KURULUŞLAR:

Kemal ALTINKAYNAK
ANKARA

ÇALI DERGİSİ
KONYA

Şefik SERİN
ILGIN

Mehmet BOZKIR
KONYA

Beykonak Belediyesi
ILGIN

İsmail AKGÜL
İZMİR

Ayşe KARADAĞ
KONYA

Ali UYSAL
ANKARA

Yılmaz KILIÇ
ANKARA

Rıza ÇETİN
MUĞLA

Ramazan KILIÇ
İZMİR
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=